![]() |
| https://twitter.com/KuraniZeka/status/1029062072343175168 |
faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
faiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Eylül 2018 Salı
14 Ağustos 2018 Salı
Kur Savaşları ve 2023
17 Kasım 2016 Perşembe
LİBORent Dünyada RİBA
Etiketler:
borç,
ekonomi,
faiz,
faizsiz bankacılık,
finans,
iktisat,
katılım bankaları,
kredi,
leasing,
mudaraba,
murabaha,
müşareke,
özel finans kurumları,
riba,
tefecilik
24 Nisan 2012 Salı
İslamî Bankacılık ve Gesi Bağları
'Hangi Bağın Bağbanısan'
Maksadı üzüm yemek olanın,
bağcıyla işi olmaz! Ancak, bağcının da ürettiği ve sattığı üzümden emin olması
gerekir?!
Gesi
bağlarında dolanmak, her zaman şarkıdaki gibi melodik ve lirik
değildir! Bazen, armudun sapı/üzümün çöpü sıkıntı verir insana... Hele hele,
küresel finansın mayalama tekniklerinden etkilenen özel bir alanda faaliyetiniz
varsa, üzüm suyu ile şarabı karıştırmak ihtimaliniz yüksektir!
Bu yüzden, üzüm yerken ve
yedirirken hangi bağın bağbanı olduğumuzu unutmamak gerekir!!
İslâmî bankacılıkta,
bağbanlığa "İslâm" kelimesi yön verir!
Çünkü, bizim için "Riba
yasağı" İktisat biliminden değil; Kurân'dan, yani İslâm'dan gelir!
Böyle olunca, Sezar/Tanrı
ayırımını esas alan dünyada "İslâmî Bankacılık" büyük bir iddiadır?!
Tabii olarak, İslâm büyüktür ve Sezar'a -istemesi halinde- öğretecek çok şeyi
vardır!
Dolayısıyla, 50 yıllık İslâmî
Bankacılık tecrübesi, din/dünya ve din/bilim buluşması/uyuşması için fevkalâde
değerlidir!!
Riba yasağı iktisadi bir
ilkedir ve bu sûretle, Kurân dünyaya İktisat öğretmektedir!
İslâm'ın gönüllü ve imanlı
talebeleri olarak, iktisâdi etkinliğimizi tartacak "gönülsüz ve çok
bilmiş" dünya karşısında sınav verdiğimiz gün gibi âşikârdır!
Bu münasebetle,
"katılım" içeren "faizsiz" bankacılığımızın 50 yıllık
tecrübesinden çıkaracağımız sayısız ders vardır!
Biz de makalemizde, 2012'in
ilk çeyreğinde tanık olduğumuz bir gelişmeden ders çıkarmaya çalışacağız.
Takdir edersiniz ki ders çıkarmadıkça, dünya ders verme liyakatimizi
sorgulayacaktır! Daha kötüsü, başarısızlığımız İslâm'a mâl edilecektir!
GES
Ayrı, Gesi Ayrı
"Gesi
Bağları" türküsünü
bilmeyenimiz yoktur; ancak GES'den sâdece ilgilenenler haberdardır...
GES (Gelire Endeksli Senetler)
ve GOS'u (Gelir Ortaklığı Senetleri) Rahmetli Turgut Özal'ın 28 yıl kadar önce tasarladığını
biliyoruz. Devletin iç borçlanmada kullandığı GES'in ihracı ilk kez
2009'da gerçekleşiyor.
Senetlerin ihracından hemen
önce, finansçı kimliği ve kariyeriyle Sn. Sami Uslu şu değerlendirmede bulunuyor.1
"Doğal
olarak, yatırımcıya minimum getiri garantisi verilmesi söz konusu değil. Zira, böyle
bir garanti, enstrümanı, tür olarak, getirinin önceden belirlendiği, bilindiği
faizli tahvillere yaklaştırır. Halbuki, İslami esasa uygun her türlü
finansal aracın getirisi ticari bir kazanca dayanmalıdır. Ticaretin en ayırıcı
vasfı ise kâr veya zararın önceden bilinmemesidir. O kadar ki, 'Ticaret nedir?'
sorusunu tek kelimeyle 'risktir' diyerek yanıtlamak yanlış olmaz."
İlk GES ihracının Ocak ayında
gerçekleşmesinden sonra, Şubat ayında Sn. Hayrettin
Karaman konuyu inceliyor
ve Sami Uslu'nun ihtiyat kaydına rağmen "minimum getiri garantisi"ne şu izahı
getiriyor.2
"İnsanlar bu senetlere
rağbet etsinler diye devlet, kamu yararını ve devletin
ihtiyacını gözeterek 'bu
gelirler şu kadara ulaşmazsa üstünü ben tamamlarım' dediğinde bu teşvik ödemelerine benzer. Devlet fayda
gördüğünde belli alanlara, karşılıksız olarak ödemede bulunabilir.
'Ben, belli KİT'lere ortak
oldum, bunun gelirinden payıma düşeni alırım, ama kâr
garantisinde faiz kokusu görüyorum, bunu almam' diyenler olursa, onlar
da bu ödemeyi alır ve yoksullara dağıtabilirler.
Şuna da işaret etmek
gerekir ki, normal durumlarda reel gelirin, senetteki asgari gelirden daha
az olma ihtimali yok gibidir."
Görülüyor ki, Sn. Karaman Sami
Uslu'nun ihtiyat kaydına açıklama getiriyor ve Hazine'nin taahhüt ettiği "asgari kupon getirisi garantisi"nde beis görmüyor.3
H. Karaman aynı makalesinde,
bu senetlerin dört farklı Kamu İktisâdi Teşebbüsü'nün (KİT) gelirleriyle
ilişkilendirilmiş olması sebebiyle "... devlet hakkı alım-satıma,
bedel ile devretmeye konu olabilir mi?" diye sormuştur.
Soru, Osmanlı'daki İltizam Usûlü esas
alınarak cevaplanmış ve net olarak şu söylenmiştir.
"GES
uygulamasının buna benzediğini ve meşru olduğunu düşünüyorum."
Üç
Vakit Sonra
Nasıl olduysa, H. Karaman üç
yıl sonra GES hakkındaki "dînî
meşruiyet" kanaatinden caymış ve gazetedeki köşesinde şöyle
yazmıştır.4
"Devlet
vatandaşından borç para alır, buna
karşı üzerinde faizi veya başka bir şekilde getirisi yazılı
senet verirse 'faizli borç' almış
olur. Verdiği getiri faizdir ve fertlerin birbirinden alıp verdiği
faize nispetle manevi-dinî sorumluluğu daha ağırdır."
Dikkat edilirse, bu ifadelerde
GES'in yatırımcı için anlamından ziyade, devlet için anlamı tahlil
edilmektedir. Oysa, üç yılda devletin iç borçlanma senetlerinde ve kullanılan
terminolojide hiç bir değişiklik olmamıştır. Anlaşılan o ki, üç sene
sonra bu senetlerin gelire endeklenmiş olmalarından ziyade, borçlanma
senedi hüviyetine sahip olması H. Karaman'ın kanaatini ve fetvasını
olumsuz etkilemiştir.
Acaba, Sn. Karaman'ın
Osmanlı'nın İltizam uygulaması hakkındaki müspet kanaati de değişmiş
midir?
Değerli fakih, yeni
görüşlerini son makalesinde şu cümlelerle detaylandırmıştır.
"Özel görüşmelerde bazı ilgililere 'Bu senetlerin
gelire endeksli senet (GES) değil, 'gelir ortaklığı senedi (GOS)' olması
gerektiğini, maksat bu ise adının da böyle
olması gerektiğini, ayrıca bu senetlerin 'devletin borçlanma
enstrümanlarını çeşitlendirme' amacı ile ve borçlanma
mahiyetinde olmaması, devletin
hakkı olan bazı helal gelirlerin 'senet mukabilinde bedeli ile geçici devri'
mahiyetinde olması gerektiğini ısrarla söylemiştim."
Adımız
Çıktı Dokuza
Nitekim, üç yıl sonra
"bazı ilgililerin" konu hakkında değişen yaklaşımları basına haber
olmuştur.
"Dikkat
haram yiyorsunuz!" başlıklı
Vatan Gazetesi'nde çıkan habere, katılım bankalarının GES
portföylerini "Sukuk: Kira Sertifikası"na
tahvil etme istekleri konu olmuştur.5
Ayrıca, Sn. Karaman'ın
GOS tanımı ile Hazine'nin iç borçlanma senetlerinden olan ve değişken faizli
tahvil niteliğini haiz GOS'u arasında
fark vardır?! Bu nedenle, "bazı ilgililer" GES portföylerini GOS
yerine Sukuk'a tahvil etmek istemektedirler.6
Tabii, bu arada katılım
bankalarının portföyünde 984 milyonluk GES birikmiş ve bu senetlerin Tl bazında
3 aylık ve Dolar bazında 6 aylık hasılat payları "gelir"
kaydedilmiştir. Yani, Sn. Karaman'ın değişen son görüşüne göre
"haram" yenmiştir?!
Bütün bu olanların, yazarın
yukarıda geçen ifadelerinden anlaşılacağı üzere, maksat birliğine
rağmen rivâyet çeşitliliğinden kaynaklandığını söylemek yanlış
olmaz!
Senetlerin adı GES mi olsun,
GOS mu olsun...?! Mahiyeti, devletin hakkı olan gelirleri senet mukabili
devretmesi olsun da, borçlanma maksadı olmasın...?!
Anlaşılan, GES serüveni kanaat/içtihat/fetva/icra süreçlerinde yaşanan
çok ağır sorunların varlığını haykıran ibretlik bir vak'a olmuştur!
Bizim tafsilatını aktardığımız
süreci, "bazı ilgililer" şöyle özetlemektedirler... 7
"Söz konusu olayın aslı şöyledir. Hazine tarafından ihraç edilme kararı
verilen Gelire Endeksli Senetler, daha önce Prof.
Dr. Hayrettin Karaman’ın uygun görüşü üzerine katılım bankaları ile
birlikte diğer bazı banka ve kuruluşlar tarafından satın alınmıştır.
Ancak bilahare uygulama aşamasında ortaya çıkan
ayrıntılar sonrasında, GES’lerin bazı bakımlardan diğer devlet iç
borçlanma senetlerinin özelliğini taşıdığı şeklinde Sayın Karaman’ın kanaati değişmiştir."
Özür
Kabahati Solladı
Kısacası, GES uygulamasında
-daha önce bilinmeyen- sonradan ortaya çıkan ayrıntıların neler olduğunu
anlayamadığımı ve bu ayrıntıların helâli haram yapan tesirine akıl
erdiremediğimi itiraf etmeliyim.
Hele hele, gazetenin
"ikaz" yüklü başlığına ve haberine gelen tekzip metnindeki şu
açıklamayı kavramaya, QQ seviyem bile yeterli olmamıştır!
"Bu durumda
bankalarımızın yeni görüşe kadar satın aldıkları GES’lerde faizsizlik prensibi açısından herhangi bir problem
bulunmamaktadır. Yani eldeki GES’ler ilk
görüşe dayanılarak alındığı için vade sonuna kadar herhangi
bir meşruiyet sorunu oluşturmamaktadır."
İşte bu imkânsızdır!!
Eğer,
GES getirisinin riba olduğundan eminseniz; tahsil etmediğiniz dönem getirilerini gelir
kaydedemezsiniz... Çünkü, Baraka: 278 sâdece
inzâl edildiği dönemi değil; bizleri de bağlayacak sûrette riba bakiyesini
-tahsil etmeden- bırakmayı emreder! Hatta o kadar ki, diğer riba âyetleri
"ribayı yemek" yönünde yasak getirirken, bu âyet el sürmeden
bırakmayı vazeder! Dokunamayız bile!!
Eğer,
ortada riba varsa; yemeyip
yoksullara dağıtmak seçeneğiniz dahi yoktur!! Tabii, eğer Kurân'ın yasakladığı
Riba'yı biliyor; tanımı ve sınırları üzerinde hiçbir tereddüt taşımıyorsak...??
Bakara:
278_ "Ey iman edenler! Allah'tan sakının (korkun) ve
eğer müminler iseniz ribadan arta kalanı (almadıklarınızı) bırakın!"
Bağbanlık
Zor Zanaat
Maalesef GES serüvenimiz gibi, 50 yıla sığdırdığımız sayısız İslâmî bankacılık tecrübemiz Riba'yı Kurân
ölçeğinde bilemediğimizi, kavrayamadığımızı açıkça göstermiştir.
Üzüm suyunu şaraptan ayırt
edemez vaziyetimiz, ürettiğimiz Fıkıh ve usûlünün mîadını tamamladığına işaret
etmektedir! Fıkıh ve Tefsir'e ve diğer İslâmî ilimlere yön ve ruh
verecek; Kurân'ın îcâzından beslenecek özel bir inkişafa ihtiyacımız var...
İşte, inkişafın gerçekleşeceği
bu alana Kurânî Zekâ (QQ) diyorum,
ben!
Bir gün, hepimiz bundan
bahsedeceğiz!
İnşaALLAH!
Bülend Sungur
1_ Sami Uslu, Rahmetli Özal'dan 25 Yıl Sonra Gelire Endeksli Senet, Zaman, 28 Ocak 2009
2_ Hayrettin Karaman, Gelire Endeksli Senetler, Yeni Şafak, 15 Şubat 2009
3_ Hazine Müşteşarlığı, Gelire Endeksli Senetler Tanıtım Kılavuzu, s.5, 28 Ocak 2009
4_ Hayrettin Karaman, Devletin Borç Senetleri, Yeni Şafak, 19 Şubat 2012
5_ Ufuk Şanlı, Dikkat Haram Yiyorsunuz, Vatan, 28 Mart 2012
6_ İMKB, Sabit Getirili Menkul Kıymetler, s. 4, Nisan 2011
7_ Osman Akyüz, Vatan Gazetesi'nde Çıkan GES Haberiyle İlgili Tekzip, TKBB, 2012
2_ Hayrettin Karaman, Gelire Endeksli Senetler, Yeni Şafak, 15 Şubat 2009
3_ Hazine Müşteşarlığı, Gelire Endeksli Senetler Tanıtım Kılavuzu, s.5, 28 Ocak 2009
4_ Hayrettin Karaman, Devletin Borç Senetleri, Yeni Şafak, 19 Şubat 2012
5_ Ufuk Şanlı, Dikkat Haram Yiyorsunuz, Vatan, 28 Mart 2012
6_ İMKB, Sabit Getirili Menkul Kıymetler, s. 4, Nisan 2011
7_ Osman Akyüz, Vatan Gazetesi'nde Çıkan GES Haberiyle İlgili Tekzip, TKBB, 2012
20 Kasım 2011 Pazar
Dünyanın İlk ve Tek Kurânî Zekâ Projesi
Orada mısınız ve eğer oradaysanız kaç kişisiniz bilmiyorum?! Buna rağmen, "Kurânî Zekâ"yı işlemeye devam ediyorum!
Bugün, bu yazımda sıra dışı bir şey yapalım ve Kurânî Zekâ'yı peyderpey ortaya koyacak olmama rağmen, istisnâ olarak yüksekten uçalım!
Metot olarak takip ettiğimiz "basamaklandırmayı" bu yazıda terk edelim ve çok yüksek basamaklara geçici olarak terfî edelim...
Rabbânî nasîbimizmiş; 2010/2011'de araştırma projesi hüviyetinde dünyanın ilk Kurânî Zekâ projesini -üzerinde çalışmak ve geliştirmek üzere- ülkemizdeki ilgililerine "sinopsis" halinde teklif ettim!
O sinopsiste, araştırma statüsünün "teolojik keşif" olacağını söylüyordum!
Araştırmanın niteliği için şunları not ediyordum sinopsiste:
"Araştırma nitelik olarak sıra dışıdır! Çünkü, bilimin ürettiği yapay mucizelerden farklı olarak, Mucize'nin ürettiği bilim alanında yer alır!
Kurân mûcizedir! Kurân'dan doğan bilim alanı henüz tanınmış değildir! İlâhiyat alanında bilinenler ve üretilenler bu alana ait değildir!"
Bu rakım iyi geldiyse devam edelim derim?!
Ardından, araştırmanın metodunu ortaya koyuyor ve yukarıda söylediklerimi anlaşılır kılmaya çalışıyordum...
"Kurân’ın sembolizmi, şifreleri, kilitleri ve anahtarları vardır.
Bu çalışmada olduğu gibi holistik verilere, değerlere, sabitlere ulaşılmak hedeflendiğinde Tefsir ve Fıkıh metotları yetersiz kalır. Bu bildik metotların alanı, bugün akademik alandır.
Akademik alanın ve olanın dışında, Kurân’a erişebilmek TE’VİL ile olur. Bunun ise okulu yoktur! Tıpkı mucitliği öğreten bir okulun bulunmayışı gibi!
İcat kendini ispat eder ve sahibini mucit yapar. Te’vil de böyledir.
Te’vil tamamlandığında mucize açığa çıkar. Mucizenin görünür olması te’vilin sağlamasıdır.
Bu anlamda, Kurân’a ait, te’vil yoluyla ulaşılan her bir mucize, te’vilin metot olarak müstesna ve müstakil yapısını da açığa çıkartır.
Te’vil bir çeşit anahtar ise, her bir Kurân mevzuunda tek bir anahtarla kilitleri açmak kabil değildir. Yeni kilitlere yeni anahtarlar bulmak icap eder!
Bir başka ifade ve benzetme ile ampulü icat ederken tutulan yoldan bir de telefon icâdı beklemek mümkün değildir!
İcâda giden yolda yapılan her bir deney ve denemenin mûcidi yönlendirmesi gibi, Kurân da te’vile çalışan zekâları, kilitleri açacak anahtarları üretmek üzere yönledirir."
Bu çok özel yoldan giderek, Kurân'a göre "Ribâ Yasağı"nın bütün kodlarını ve hatlarını belirlemeyi, Ribâ'nın Kurân'daki mutlak tanımına ulaşmayı ve böylece faizsiz finans alanında tek teori ve tek pratik hedefine ulaşmayı istiyor ve hesap ediyorduk!
Sinopsiste, araştırma/geliştirme/projelendirme safhalarını detaylarıyla tek tek tasarlamıştık!
Öyle bir süreç işleyecekti ki, bir safhadan sonra dünyanın dört bir tarafından ilâhiyatçılar ve iktisatçılar bu konuyu tartmak, tartışmak üzere müdâhil olabileceklerdi... (Detaylar mahfuz!)
Muhtemelen, bu özel Kurân modeli karşısında bir çok ilâhiyatçı iman tazeleyecek ve bir çok batılı iktisatçı da İslâm'da karar kılacaktı?!
Bir mektup, bir makale ve bir de sinopsisten oluşan bu proje teklifimi birinci dereceden yetkililere aşama aşama ulaştırmaya ve ilgi düzeylerini görmeye çalıştım!
İlk muhatabımın duyarsızlığı karşısında acı bir fren yaptım! Çünkü, bu nevî meseleler çift yönlüdür! Zâhir ve Bâtın arasında kuvantum irtibat vardır! Dolayısıyla, kutsiyet kaçınılmazdır!!
İlk muhatabımın duyarsızlığı karşısında acı bir fren yaptım! Çünkü, bu nevî meseleler çift yönlüdür! Zâhir ve Bâtın arasında kuvantum irtibat vardır! Dolayısıyla, kutsiyet kaçınılmazdır!!
Kutsiyet taşıyanı ayağa düşürmekten sakınmak gerekir!! Saygıda kusur edeni silkelerler!! Borsada silkelenmeye hiç benzemez!!
Derin tefekkürler ardından, bir zaman sonra diğer muhataplara da projeyi takdim etmeye çalıştık. Yüksekten uçtuk ama aşırı hız yapmadık!!
Maalesef, birinci derecede yetkili ve sorumlu muhataplarım, mektuplarımı cevapsız bırakacak kadar âdâba mugayir davrandılar!
Mâliyetini şahsen üstlendiğim uzunca bir süreçten sonra, artık yeni ve yetkili muhataplar arayacağımı zannetmiyorum!!
Muhataplarımın "yetkili" olmalarına rağmen "ilgisiz" kalmalarından bîzar, dünyanın ilk ve tek Kurânî Zekâ projesini ilâhî murâda havale ediyorum!
"Elin gâvuru" milyarlarca avroyu Tanrı Parçacığı'nın (Higgs Bozonu/Parçacık Fiziği/CERN) peşinde harcasın; biz "cennetlik müslümanlar" Tanrı Buyruğu'nun* (Kurân) peşinde sadaka kültürü ile patinaj yapalım?!
Encâmımız hayrolsun!
Neyzen Semazen
* Ömer Rıza Doğrul'un yazdığı Kurân mealinin ismi...
15 Ekim 2011 Cumartesi
Ribâ ile Lâ-Ribâ Arasında Bir Yerde
Ama nerede?!
14 asırlık İslam yolculuğunun iki binli yıllar durağında,
ribâyı hâlen daha dört dörtlük tanımlayamadığımızın farkında mıyız?!
Fetvalar, içtihatlar, müçtehitler, fakihler, mezhepler
arasından geldiğimiz ve her şeyin küresel olduğu şu asırda, riba konusundaki
yetersizliğimizin aslında küresel ölçekli bir yetersizlik olduğunu
görebiliyor muyuz?!
Dünyayı, üstelik en çok aydınlanmaya ihtiyaç duyduğu bu
yeni bin yılda, İslâm’ın ribâ yasağı ile “kuşkusuz ve kusursuz” olarak aydınlatabiliyor
muyuz?!
Yaşadığımız kuşku çağında, faizsiz bankacılık modelinin
dört başı mâmur olarak kuşkuları giderebildiğini söyleyebiliyor muyuz?!
Farkında değiliz!
Göremiyoruz!
Aydınlatamıyoruz!
Söyleyemiyoruz!
İçerik itibariyle dünya ve tarih kendini tekrar eder...
Ancak, boyutlar, ölçekler, yoğunluklar ve çeşitler itibariyle dünyanın büyüme
temâyülü vardır... Bu temâyülün bütün öngörüleri aştığı yeni bin yıldayız!
Artık bütün yerkürede, kemiyetin kudretiyle
keyfiyetin acze düşürüldüğü bir zamandayız!
Madde ya mânâyı boğuyor ya da onu kendine benzetiyor...
Yozlaşma dediğimiz de bu değil midir?
Tekerrürden ibâret olan tarihte en çok tekrar eden de
yozluk değil midir?
Hemen her konuda, her kafadan bir sesin çıktığı
devirde, riba yasağı gürültüler ve homurtular hengâmesinde -daha ne kadar
zaman- veremli öksürükler içinde mecalsiz ve iddiasız duracaktır?!
Faizsiz çalışma hedefine kilitlenmiş kuruluşlar,
ribânın nerede başladığını ve nerede bittiğini kesin hatlarla ne zaman
bileceklerdir ve o zamana değin, ne kadar faizsiz olduklarından nasıl emin
olacaklardır?!
Ribâ yasağının ardındaki hikmet ve ilim, fakihler ve
fetvalar arasında kaybedilmiş gibidir!?
Fakihlere ve fetvalara yakın; hikmet ve ilme uzak kalmış
gibiyiz!?
Bu uzak kalış bizi ribâyı çözümlemekten alıkoyuyor!
Faizsiz bankacılık uygulamalarına ve örneklerine duyulan ihtiyacın hakikati ile
ribânın hakikati arasındaki mesafeler gün geçtikçe küresel ölçekte artıyor!
Araya giren mesafeler, Âlemlere Rahmet olarak gönderilmiş
Son Nebi’nin tebliğ ettiği, Âlemlerin Rabbi olan Allah ındindeki tek dîne
maalesef gölge ediyor...
Kuşku çağında “gölgeler” sâdece kemiyetin kudretini
besliyor!
Ribâ yasağındaki bütün gölgeleri kaldırmak ve dünyaya
“kuşkusuz” bir bankacılık modeli sunmak durumundayız!
Bu durumdan özel bir şuur çıkartamamak; mevcut şuuru da
“duruma” küresel ölçekte kurban etmektir!!
Durum ve şuur arasındaki bağlantı ancak Kurân ile sıhhat
bulur!
Kurân “kuşku” üretmez!
“İhtilafın rahmet olduğu” tezini öne sürmez!
İhtilafı bitirecek hakikatten-haktan doğan rahmetin kaynağıdır
Kurân!
İhtilaf, insanoğlunun kifayetsizliğinden doğar ve
ihtilaftaki kemiyet keyfiyeti zora sokar!
Ortaya kifayetsiz bir keyfiyet çıkar!
Ribâyı Kurân düzleminde kuşkusuz ve kusursuz biçimde
tanımlamakla mükellefiz!
Öyle bir tanıma ulaşmalıyız ki nihâî olsun... Asırlar
aşarak bugüne kadar gelen içtihatları ya iptal ederek ya da ıslah ederek
kendinde birleştirsin… Meseleyi tamamen bitirsin ve zerre kadar ihtilaf
bırakmasın..
Bunu yapabilecek Kurân okuyuşu, Kurân’ın mucizevî
yeterliliğinden ilham alır!
Kurân her an işleyen, her an devrede olan mucizedir!
Böyle bakmadıkça, böyle görmedikçe ve bunu
kavramadıkça içtihatlarımız ve tefsirlerimizle sâdece “ihtilaf” üretiriz ve
ihtilaftan doğan rahmete (?!) tâlim ederiz!
Ribâ meselesindeki vaziyetimiz de bu tâlimden ibarettir!
Ezber bozan bir tâlime ve Kurân’ın mucizevî söyleyişinden
yayılan ipuçları ile riba yasağının çözümlenmesine duyulan ihtiyaç hayatî
seviyededir!
İslam hayat dinidir!
Kurân diriler kitabıdır!
Neyzen Semazen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





